Ayşegül ile 2011 yılında başladığımız, zaman zaman uzun aralar vererek ilerlediğimiz koçluk görüşmelerinin hikayesini ve kendisinin adım adım neleri başardığını bu bölümde okuyabilirsiniz. Bu yazılar, bölümler halinde farklı mecralarda yayınlandı.

Soruna odaklanmakla, sorunla barışık olmak arasında ciddi bir fark var...

Merhaba arkadaşlar,

Her şey harika! Sakinim, keyifliyim, kurmak istediğim işle ilgili her şey yolunda gidiyor. Hatta bu nedenle bir kutlama yemeği hazırladım. Eğer yaşam koçum Hakan Arabacıoğlu'nun www.zestcoaching.com'daki makalelerini okuyorsanız, insanın kendisini ödüllendirmesinin de değerini fark etmişsinizdir. Tam kutlama yemeğinin ortasında, benim beğendiğim bir adama tanıdığım bir kız arkadaşın da hayran olduğunu anladım ve o anda içimden bir alev topu geçti! Ama ortada ne fol var ne yumurta! Ancak olmayankın ateşi beni yakıyor. Hemen öğrendiğim nefes teknikleriyle odağımı değiştirmeye çalıştım, ardından yemeğime devam ettim. Ne olduğunun araştırmasını sonraya bıraktım. Kişisel gelişim yolculuğumdan önce böyle bir olay yaşasaydım, o yemek bana zehir olurdu, o kadını ortadan kaldırmak için de sayısız proje geliştirirdim!

Her şey bu kadar yolundayken, ne olmuştu? Derinlerdeki hangi inancım beni üzmüştü? Ve nasıl iyileştirebilirim? Hakan, bu tür olayların normal olduğunu söyledi. Benim kendime değer verme, kendimi sevmeyle ilgili dengelediğimi sandığım inançlarımın tortusu demek ki hâlâ içerideydi. Yani ben bazı olaylar karşısında hâlâ kendimi değersiz hissedebiliyordum. Hemen bu durumu iyileştirme çalışmalarına başladık tabii. Ev ödevlerimi anlatacağım size.

Öncelikle bu durumu değiştirecek tek kişi biziz. Ego sonuçta, biziz yani bizim sesimiz. Sürekli konuşan egonun her dediğini duymak zorunda değiliz, özellikle negatif olanları. Ciddiye alıp, güç verirsek olayların akışını tamamen olumsuz bir hale getirebiliriz. Oysa korkmayıp, odağımızı o anda değiştirebilirsek, enerjimiz hemen yükselmeye başlıyor. Ben artık kendimi bu anlamda çok iyi takip edebiliyorum. İsterseniz siz de yapabilirsiniz. İstemediğim bir şey hissettiğimde yaşayan kişi olmaktan gözlemleyen kişi olmaya geçiyorum. Evet yukarıdan kendini seyretmek gibi bir şey.

Egonun zihninizde yankılanan sözlerini isterseniz yazın. Bunların hepsinin aslında bir illüzyondan ibaret olduğunu göreceksiniz. Bir örnek vereyim. Şimdi müşteri adaylarıyla görüşmeye başlayacağım. Egom diyor ki; "Ya senin projeleri beğenmezlerse, teşekkür edip gönderirlerse, ya çok heyecanlanıp iyi anlatamazsan…" Bu düşüncelerin hiçbiri bana hizmet etmiyor. Bu durumda gözlerimi kapatıyorum ve ne kadar başarılı bir görüşme yaptığımı vizyonluyorum yani rüya görür gibi hayal ediyorum.

Soruna odaklanmakla, sorunla barışık olmak arasında ciddi bir fark var arkadaşlar. Örneğin siz gerçekten iş görüşmesinde çok heyecanlanan bir insan olabilirsiniz ve egonuz da yangına körükle gidiyor olabilir. Eğer bu soruna odaklanarak iş görüşmesine giderseniz, gerçekten berbat geçecektir. Oysa sorunla barışıp, "evet heyecanlanıyorum ama bu kez çok rahatım, karşımdaki insanlar da çok sempatik" diyerek o görüşmenin ne kadar mükemmel geçtiğini hayal ettiğinizde, çok farklı sonuçlar elde edeceğinize eminim.

Burada bir var oluş seçimi belirliyoruz ve bir karar alıyoruz. Ve bu durumu evrene beyan ediyoruz aslında: "Ben iş görüşmelerimde, dostlarımla olduğum kadar rahatım ve görüşmelerim her zaman mükemmel geçer." Bu konuya tekrar değinebiliriz. Çünkü bize hizmet etmeyen inançlarımızdan kurtulmadığımız sürece, hayal ettiklerimize kavuşamıyoruz. Sorularınızı gönderebilirsiniz. Hepinizi seviyorum.

Yorum ekle

Ayşegül'e This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşabilirsiniz.