9 Ekim - 18 Ekim tarihleri arasında İstanbul'dayım. Yüz yüze görüşmek için bana buradan telefonla veya eposta ile ulaşabilirsiniz

Ayşegül ile 2011 yılında başladığımız, zaman zaman uzun aralar vererek ilerlediğimiz koçluk görüşmelerinin hikayesini ve kendisinin adım adım neleri başardığını bu bölümde okuyabilirsiniz. Bu yazılar, bölümler halinde farklı mecralarda yayınlandı.

Yüreğimizin sesini dinleyerek, kendimiz olmakla ilgili konuşmaya devam ediyoruz

Benim için en önemli konulardan biri, eski mesleğim olan gazeteciliğe küsmüş olmamdı. Öyle ki hiçbir gazeteye, televizyona gitmiyor, arkadaşlarımın çoğunluğuyla da görüşmüyordum. İnsanlardan uzaklaşmış, Moda'da kendime "güvenli" bir hayat kurmuştum. Yani kendim olmaktan uzaklaşmıştım. İnsanlar elbette devamlı aynı kalmazlar, değişirler, kendilerine hizmet etmeyen durumları, kişileri değiştirebilirler zaten değişiyor olmalı.

Ama benim ki öyle değildi, ben kendimce bir "olması gereken" durum belirlemiş, kendimi de oraya sıkıştırmıştım. Zaten bunun ardından hastalıklar, tansiyon, ameliyat, panik atak vs geldi. Ne zaman ki kendim olma çalışmalarım başladı, sağlığım düzelmeye başladı. Ben bu konuda epey yol aldığımı düşünüyordum. Tam bu sırada, bu satırların editörü Özlem bizi Sabah gazetesine yemeğe davet etti.

Bunun düşüncesi bile benim nabzımı yükseltmeye yetti. Kendimi gazetenin kapısından içeri girerken gördüğüm anda heyecanlanmaya başladım, çünkü ben gazete kapılarını kendime yasaklamıştım. İzin vermiyordum. Oysa benim gönlümde yazı yazmak her zaman olacaktı, mesleğim gazetecilikti. İşte bu noktada, yıkma noktasına geldim. Hatırlarsanız, deneyimlemenin temel ilkesi, yarat, deneyimle ve yık idi. Yani ben yazmaktan, gazetelerden uzak bir dünya yaratmıştım, deneyimlemiştim, hasta da olmuştum artık beni mutlu etmeyen bu durumu yıkmak gerekiyordu.

Nasıl? Bulunduğumuz fotoğrafın dışına çıkarak. Gazete kapısından içeri girdiğinde en kötü ne olabilir? Sen dağa küsmüşsün, dağın haberi yok, kime ne? Aksini düşün dedim kendime, arkadaşlarını görebilirsin, tekrar gazetede olmak istiyor musun bunu anlayabilirsin. Ama ben yine de üç buçuk atmaktan kurtulamıyordum.

Harika bir yemekti, harika bir gündü. Çünkü kendim olmaya izin vermiştim, keyif aldığım bir yerde bulunmaya, vakit geçirmeye, sohbet etmeye izin vermiştim. Hakan'ın yanımda bulunması da beni çok rahatlattı, bu yıkım durumunda en kötü halde, ondan yardım alabileceğimi biliyordum. Ama o, bana hiç fark ettirmeden beni bu güne hazırlamıştı.

Sonra muhteşem gelişmelerin arkası kesilmedi. Biliyorsunuz, aynı zamanda kilo verme konusunda, ideal kiloma ulaşmak için yaratımlarım var. Klasik diyet, egzersiz değil, duygusal tıkanıklıklarımın açılmasıyla zaten kilo vermeye başladım. Ama biliyorsunuz, önce ideal kilosundaki insan "ol"uyorsunuz, sonra gereklerini yapıyorsunuz. Ben zihnimde olduğumu, hem verdiğim kilolardan hem de önüme çıkan fırsatlardan anlıyorum. Editör Özlem demez mi, "Ayşegül artık yaşam koçuyla serüveninin ikinci bölümü ideal kiloya ulaşmak olsun, Hakan'la beraber, senin kendin olmana izin verecek bir beslenme danışmanın olacak ve bize yaşadıklarını yazacaksın."

Kulaklarıma inanamadım, daha birkaç gün önce kardeşime söylemiştim, ben artık beslenme uzmanıyla çalışma aşamasındayım ama kim olur, nasıl olur bilmiyorum! Yeter ki isteyin, kendiniz olun, hayallerinize güvenin. Harika şeyler sizi de beni de bekliyor. Kendin olmak konusuna devam edeceğiz, sorularınızı bekliyorum.

Bu yolda benimle olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.

Yorum ekle

Ayşegül'e This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşabilirsiniz.