Ayşegül ile 2011 yılında başladığımız, zaman zaman uzun aralar vererek ilerlediğimiz koçluk görüşmelerinin hikayesini ve kendisinin adım adım neleri başardığını bu bölümde okuyabilirsiniz. Bu yazılar, bölümler halinde farklı mecralarda yayınlandı.

Merhaba arkadaşlar,

Yaşam koçum Hakan Arabacıoğlu ile yaptığımız kilo verme çalışmasında ne yediğimi değil, kendimle yüzleşmeye hazır olup olmadığımı konuşuyoruz. Evet, kilo verme süreci muhteşem bir kendinle yüzleşme süreci aslında. Nasıl olacağını her adımda sizinle paylaşacağım.

İsterseniz önce nasıl kendimiz olamadığımızdan başlayalım. İç sesimiz bize aslında her şeyi söylüyor. Nasıl biri olduğumuzu, neleri sevdiğimizi, nasıl yaşamak istediğimizi, hayat yolculuğumuza dair tüm ipuçlarını biliyoruz. Ancak bunları duymamazlıktan geliyoruz. Bunun ilk sebebi, öğrenilmiş düşünce kalıpları. Bu konuda Hakan bana bir örnek verdi, çok hoşuma gitti. Hakan'ın çok başarılı ancak tembel bir danışanı var. Kendisinin tembel olduğunu söylerken, kendisini acımasızca eleştiriyor. Kendini olduğu gibi kabul etmiyor. Zihninde sürekli "Tembellik kötüdür, Tembelleri kimse sevmez. Tembelsen başarılı olamazsın." gibi çocukluğundan itibaren öğrendiği birçok inanç kalıbı var.

Kendini olduğu gibi kabul etmemesi, çalışkan bir insanmış gibi davranması, onu mutsuzlaştırıyor ve hasta ediyor. Oysa tembel olduğunu kabul edip hayatını tembel bir insana göre yaşayan bir arkadaşı ise mesleğinde hayli başarı elde etti ve çok da iyi para kazanıyor. Hepimiz yapıyoruz bunu, incinmekten korktuğumuz için içimizden geldiği gibi davranamıyoruz, iç sesimizi hiç dinlemiyoruz. Oysa hepimiz farklı bir şeyi deneyimlemek için dünyadayız. Farklı olduğumuz için hayat bu kadar renkli ve eğlenceli. Olduğumuz halde muhteşemiz ve öyle kalmamızda bir sakınca yok. Bunu kilolar için söylemiyorum tabii. Kilo da kendimiz olmaktan çıktığımıza geliyor.

Önceki yıllarda tansiyon tedavisi gördüğümde bu durumu çok rahat idrak etmiştim. Sorumluluk almak istemediğim ama almak mecburiyetinde kaldığım anlarda öfkeleniyordum, sıkılıyordum, sinirleniyordum. Ayıp olmasın veya yapmaya mecburum gerekçeleriyle bir şey de söyleyemiyordum, tansiyonum çıkıyordu. Oysa dışarıdan bir gözlemci gibi kendimi takip ettiğim anda, rahatsız olduğum noktaları öğrendim. İstemediğim şeylere hayır diyebiliyorum artık ve tansiyon sorunu da bitti. Biliyorsunuz, Türkiye'de hayır demek zordur. Kültürümüz bireysellik değil, kolektif yaşam üstüne kurulu. Kendin olmaya başladığın anda da çok kolay marjinal sıfatı yakıştırılır. Ancak yumuşak geçişlerle istediğimiz gibi yaşamak, hayır diyebilmek ve sağlıklı kalabilmek mümkün.

Fakat burada benim kafamı kurcalayan başka bir soru var: Peki biz kendimizin farkında mıyız, biz kimiz? Kendime nasıl gidebilirim? Hakan kendime gidebilmek için bana basit bir şey öğretti: "Kendine gitmek, kendini bulmak için sor, ben ne hissediyorum ve benim şu anda neye ihtiyacım var?" Yani içimizdeki çocuğa kulak vermek gerekiyor. O bize her şeyi anlatıyor aslında. Korktuğunu, sıkıldığını, bunaldığını anlatıyor. Ben bunu geçen hafta çok net gördüm. İstanbul Film Festivali'ni takip ederken bir arkadaşımla gittiğim filmde nabzım yükseldi. Onunla konuştuğumuz konulardan sıkıldım, arkadaşıma da böyle söyleyemedim ve rahatsızlandım. Hemen eve döndüm. Arkadaşlarımıza ya da yakınlarımıza "ayıp olur" endişesiyle kendimizi ifade edemiyoruz. Kendi isteklerimizi, ihtiyaçlarımızı, duygularımızı görmezden geliyoruz ama onlar yok olmuyorlar. Sadece kendimiz olmaktan çıkıyoruz, hastalanıyoruz veya kilolarla kendimizi koruma altına alıyoruz.

Hatırlarsanız yalnız kalma korkusu ve kabul görmeme endişesi ile yüzleştiğimi size anlatmıştım. Kilo aldığımı kimsenin görmesini istemiyorum. Beni bu halimle kabul etmeyeceklerini düşünüyordum. Bunu fark edince kendime daha çok yaklaştım. Artık daha çok kendimi izliyorum. Örneğin, ayıp olur diye ikram edilen kurabiyeyi yemiyorum. Hayır diyebiliyorum! Hayatımızın her alanında kendimizi dinlememiz, kendimize yaklaşmamız hayat enerjimizi artırıyor. Aslında ne kadar hafif ve mutlu olduğumuzu bize hatırlatıyor, gereksiz şeylerle hayatı cehenneme çevirmeyelim.

Bizler kendimizden uzaklaştıkça, kendimizi baskıladıkça duygusal ihtiyaçlarımızı gideremiyor ve gergin insanlar halinde geziyoruz. Tıpkı çocuklara yaptığımız gibi içimizdeki çocuğu da susturmak için ağzımıza yemeği dayıyoruz. Yedikçe çocuğun susacağını sanıyoruz, bir an için susuyor elbette ama o kadar. Bunun yerine Hakan'ın önerilerine kulak verip, ne hissettiğime, neye ihtiyacım olduğuna bakmayı tercih ediyorum. Ve tabii çözüm üretmeye. Her ne ise korktuğumuz konu, mutlaka onun çözümünü de bulabiliriz. İnsan gerçekten yaratıcı, güçlü, kuvvetli bir varlık.

Bunlara bağlı olarak bir de kendimizi kutlamayı unutmayalım. Ben çok sık unutuyorum bunu. Her şeyi kutlayalım, gözümüzün gördüğü her şeyi. Bu güzel bahar aylarının tadını çıkarın.

Sevgilerimle,

Yorum ekle

Ayşegül'e This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşabilirsiniz.