9 Ekim - 18 Ekim tarihleri arasında İstanbul'dayım. Yüz yüze görüşmek için bana buradan telefonla veya eposta ile ulaşabilirsiniz

Ayşegül ile 2011 yılında başladığımız, zaman zaman uzun aralar vererek ilerlediğimiz koçluk görüşmelerinin hikayesini ve kendisinin adım adım neleri başardığını bu bölümde okuyabilirsiniz. Bu yazılar, bölümler halinde farklı mecralarda yayınlandı.

Merhaba arkadaşlar,

Buluştuğumuz için çok mutluyum. Beraber aşktan bahsedelim mi, ne dersiniz? Ben aşka aşık bir kadınım. Geçtiğimiz günlerde de terk edildim. Terk edildiğim için de çok sevindim inanın. Gerçekten tüy gibi hafifledim. Yaşamıma giren yeni bir adam sayesinde kendimde fark ettiğim çok şey oldu. Zaten aşkın yaptığı yegane şey kendimizi fark etmek değil mi? Aşka dair inançlarımın ve kurallarımın değiştiğini görüyorum, yani aşkın yeni manifestosunu yazabilirim artık. Beraber yazalım mı?

Aşkı başkalarının gözlerinde arama!

Ben ve çevremdeki kadınların tamamı aşkı şöyle yaşadık: "Beni beğeniyor mu, seviyor mu, arar mı, neden öyle söyledi, neden öyle demedi." Üstelik bu kadarla kalsa iyi, her kadın bu soruyu farklı şekillerde test ediyordu: "Beni seviyorsa bir günlüğüne de olsa atlar uçağa gelir veya hediye dediğin pırlanta olur." Adam iltifat ediyorsa, arayıp soruyorsa, hediyeler, sürprizler hatta insan üstü davranışlarla bize yaklaşıyorsa kesin bu adam aşıktır! Ama bu da kesmez, aşıksa evlenme teklifi etmeli! Beklentilerle dolu kocaman bir balon! Her an sevilmeyi, takdir edilmeyi, değer bulmayı bekleyen hatta bunun için yalvaran gözler. Ve bu değer arayışının da bir bedeli var. Kim bize aşıksa, bizdeki cevheri kim gördüyse, kendimizi unutup tamamen onun hayatını yaşamaya başlıyoruz. Üstelik bunu o kadar normalleştiriyoruz ki... Ne yazık ki bu sessiz anlaşma bir gün mutlaka bir yerde patlıyor. Çünkü ne yapsak bir türlü bütün olamıyoruz, aşkın o muhteşem ateşi kavurup akmıyor.

Şimdi biliyorum ki kendini yetersiz, değersiz, bütünden kopmuş, yalnız, güvensiz hisseden insan mutluluk arayışına ve bunun en kolay yolu sanılan aşk arayışına giriyor. Oysa mutluluk arayışı, yeterliliğimizden emin olduğumuz anda özgürleştiğimizde kayboluyor. Ne kadar değerli, yeterli, bütün, mükemmel, sevilmeye değer olduğumuzu hep unutuyoruz. Bunu hatırladığımızda ise aşk zaten üstümüzden akmaya başlıyor.

Karanlığından korkma!

Bir türlü aşk olup, akamamamızın bir sebebi de karanlığımız! Evet bir de karanlık tarafımız var. Kimsenin görmediği, bilmediği, tamamen bize ait olan ama yok saymaya çalıştığımız tarafımız. Orada neler yok ki. Kendimizi berbat, sıkıcı, tatsız, beş para etmez bulduğumuz her tür özelliğimiz karanlık tarafımızda duruyor. Ve beğendiğimiz adam bunu fark edecek diye ödümüz kopuyor.

Ben karanlık tarafımı kabul ettiğim anda, rahat ettim. Adam karanlık tarafımda da, benimle bütünleşiyorsa, tamamdır!

Sevilmek için bir nedene ihtiyacın yok!

Aşk sandığımız ilişkilerde neden çuvalladığımıza baktığımda gördüğüm ve de çok üzüldüğüm bir koşul da buydu: Sevilmem için bir sebep lazım! Yani beni niye sevsinler? Angelina Jolie’ye benziyor muyum, hayır! Çok iyi bir eğitimim var mı, yok! Çok zengin miyim, Yok! Ünlü müyüm, o da yok! Niye sevsin o zaman? Herkes gibi sıradan bir kadınım. Oysa sevilmek için hiçbir nedene ihtiyacımız yok. Neysek oyuz, rol yok, kompleks yok, kalbi sonuna kadar açmak var!

Tutunmayı bırak!

Bu adam bana aşık oldu, yanımda. "O ne derse o olur" demek aşkın da, hayatın da ipini çekmek demek. Aşkı, değerimizi, sevgiyi karşımızdakinin gözlerinde aradığımız sürece, aslında hiç de kendimizi ifade edemediğimiz, kendimizi keşfedemediğimiz hatta yüzümüzün de gülmediği ilişkilerin içinde debelenip, duruyoruz. Oysa tutunmayı bıraktığımız anda, gerçekten aşk ateşi yakacağımız biri karşımıza gelebiliyor.

İşaretleri oku, gözünü aç!

Yeni manifestomun en sevdiğim maddesi. Çünkü bugüne kadar ne işaret okuduk ne de gözümüzü açtık. Oysa ne zevkliymiş. Hayat her an ihtiyaçlarımıza, sorularımıza o kadar güzel cevaplar veriyor ki. Dikkat edersek yolumuzu rahatlıkla bulabiliyoruz. Adamı göreceğin zaman dizlerin mi titriyor, ne güzel! Bu heyecanına saygı duy. Heyecanının izini sür. Adam saygısız mı, gözünü aç, saygısız adama ilk günden yol ver. Sakın seninle buluşuyor diye, hayatta başka erkek yokmuş gibi davranma.

Aşk karşılıklıdır!

Şimdi en çok garipsediğim aşk alışkanlığımız da şuydu: Aşık oluruz, karşıdaki istediğini düşünebilir! Kara sevda desem değil, platonik desem değil, adamın niyeti yok. Ama biz istiyoruz ya, sonuna kadar mücadele... Allahım, ne kadar aptalca. Şimdi biliyorum ki aşk karşılıklıdır. İki kişi birbirini yüreğinde hissetmek istemelidir.

Aşkı onurlandır!

Ve de en zor maddelerden birindeyiz. Ortadoğu kültüründe büyümüş bir kadın olarak, hislerini, aşkı onurlandırmak gerçekten devrim niteliğindedir. Genelde insanlar ortada bir şey yokmuş gibi davranırlar. Ya da onurlandırırsa, değerlerinden kaybedeceklerini düşünürler. Oysa aşkın özellikle ilk anı ve her anı onurlandırılmalı. Aşkın bütünleyici, insanları BİR eden, hayatı muhteşem kılan haline saygı duymaktan daha güzel ne olabilir?

Hiçbir çaba harcamadan, birlikte yaratmak ancak aşk ile mümkün. Birlikte yaratamıyorsak, sadece aşk olduğunu sanıyoruzdur ya da yalnız kalmamak adına kendimizi kandırıyoruzdur.

Aşkı en saf, en güzel haliyle yaşayalım. Bu konudaki sorularınızı, yorumlarınızı gönderin, paylaşalım. Aşk birlikte yaratımdır.

Görüşmek üzere,

Hayalinizdeki İlişkiye Ulaşın uygulama paketini alarak kendi kendinize yapacağınız uygulamalarla ilişkiniz ile ilgili engelleyen inançlarınızı dönüştürebilirsiniz.

Yorum ekle

Ayşegül'e This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşabilirsiniz.