Bakın Osho ne diyor: "Her şeyde basit ve sade olmaya çalışın. Basit olursanız yalan söyleyemezsiniz çünkü yalan basit olamaz. Yalan, doğası gereği karmaşıktır. Yalnızca gerçek olan sade olabilir."

Bazı danışanlarım bana geldiklerinde "Hakan Bey, size bunu uzun uzun anlatmam lazım" diyorlar. Ben de onlara, "Bana sadece üç cümle ile özetleyin lütfen" dediğimde şaşırıp kalıyorlar. Hatta bazen acınacak hikayelerini ballandıra ballandıra anlatma zevkini ellerinden aldığım için, bana kızıyor da olabilirler. Halbuki şunun farkında değiller: Çözümü görememelerinin en önemli nedeni, o uzun masalsı anlatımın detaylarında boğulmuş olmaları.

Bazen danışanlarıma yanıtı sadece evet ya da hayır olan bir soru soruyorum. Bana dakikalarca cevap veriyorlar. Dikkatle onları dinliyorum. Sadece evet ya da hayır demek yerine bana uzun uzun bir şeyler anlatıyorlar. Sonuçta cevaplarını tamamladıklarında ortada ne evet oluyor ne de hayır.

Bazen de rahatça anlatsınlar diye bırakıyorum onları. Konudan konuya atlayarak cevap veriyorlar. Birden durdurup "Soru neydi?" dediğimde genellikle soruyu hatırlayamıyorlar. Cevap verebilenler de çoğunlukla o soruyu değil, ancak birkaç önceki soruyu hatırlayabiliyorlar.

Nasıl ki eşyalarla dolu karmakarışık bir odada aradığınızı kolayca bulamazsanız, binbir çeşit hikaye ile dolu zihinde de çözümü bulmak kolay olmuyor. O yüzden danışanlarımı sadeleşmeye teşvik ediyorum. Sadeleştikçe zaten gerçek kendiliğinden belirmeye ve netleşmeye başlıyor.

Uzun cevaplar duymaya başladığımda aklıma yukarıda yazdığım Osho'nun sözü geliyor. "Gerçek olan sadedir." Danışanlarımı sade düşünmeye teşvik ettiğimde, gerçeğin etrafındaki çamur temizleniyor ve çözüm gün gibi ortaya çıkıyor.

Zihni karışık kişilerin, kendilerine cevabı olmayan benzer sorular sorduklarını gözlemledim. Bana göre bu güçsüzleştiren soruların iki tipi var. Birincisi "Allahım neden ben?" türü "neden" soruları. İkincisi de "Acaba yanlış mı yaptım?" türü "acaba" soruları. Bu soruları "Burada olan biten nedir?", "Peki şimdi ne yapabilirim?" gibi güçlendirici sorularla değiştirdiğimizde basite ve çözüme doğru yol almaya da başlıyorlar zaten.

Sonuç olarak, kendinizle tanışmak istiyorsanız, önce sadeleşmeye başlayın. Zihninizdeki işe yaramayan sorulardan evinizdeki işinize yaramayan eşyalara kadar gereksiz her şeyi hayatınızdan çıkarın.

Güçlendirici soruları nasıl sorabileceğinizi daha ayrıntılı öğrenmek için Üyelere Özel bölümündeki Sorularını değiştir, hayatın değişsin yazısını okumanızı öneririm.

İlgili Yazılar

Yorumlar  

#1
İnanın şoktayım.Çünkü yaklaşık bir saat önce sizden bir mail var mı diye düşünüyordum.Daha önce size yazmıştım,iş arıyorum diye istediğim şartlarda bir iş buldum.Mutluyum.Ama ufak tefek pürüzlerle karşılaştım ve zihnim bulanıklaşmıştı ki cevap sizden geldi ve tekrar sonuç odaklı düşünerek zihnimi bulanıklıktan kurtardım.Sağolun
Gökçe 24 Mayıs 2011
#2
Ben de sevmem çok konuşanları ve ayrıntıları anlatanları. Bir soru soruyorsun veya bir sohbete katılıyorsun, geçmişten gelip de sonsuzluğa uzanan bir yelpazede anlatıyor kişi olayları. İyi de bunu bir cümleyle anlat gitsin, kafamızı şişirmeye ne hakları var Bir iş arkadaşım vardı, annesiyle tartışmış taa 5 yaşına gitti zaten küçükken istediğim ayakkabıyı da almamıştı derdi sık sık:-)) Ben de annen sizleri utandırmamış ya hiç bir zaman ona bak, geçmişi de, ayakkabıyı da bırak artık derdim hep. Bence anlatmakla deşarj olmuyor insan tam tersine daha çok bunalıyor da farkında bile olmuyorlar. Az ve öz konuşalım, zihnimizin bahçesini de temizleyelim lütfen, sevgiler:-)))
Nur 24 Mayıs 2011
#3
Hakan bey harika bir yazı olmuş.Ellerinize,yüreğinize sağlık..
Osho yu da severek okuyorum..Onun sözü ancak bu kadar sade ve güzel açıklanabilirdi..Uzun konuşmalar insanların kendilerine bahaneler yaratması ve kendilerini haklı çıkarmak istemeleri dışında hiçbir şeye yaramıyor..
Sevgi 25 Mayıs 2011
#4
çok teşekküler Hakan Bey
ebru 26 Mayıs 2011
#5
Neden, niçin, acabalar bizleri dürter, anlamsız etki yaratırlar içimizde, zorlu kopuşlar yaşarız.Gücümüzün,ruhumuzun önünde duvar örerler,öteye geçemeyiz.Belleğimizi boşaltıp sadeleşebilmeliyiz.Gözlerimin önünde akıp giden her sayfanın birçoğunda bu sorular var duygularımı dışa vuruşumu engellediler,zorunlu kopuşlar yaşadım bu soruları kendime sorarak.Mevcut olduğum güce inanarak zihinsel temizlik yaptım,onları tatile gönderdim.Teşekkürler sevgilerimle.
meral horasanlı 27 Mayıs 2011
#6
Merhabalar ;

Bende bu güzel yazının altına okuduğum bir Ayşe Özyılmazel yazısı eklemek istiyorum.Ben çok beğendim umarım sizlerde beğenirsiniz.

Aşk, gibisine ve gelişine
Bazen basit olan da güzeldir...
Hani hesaplanmamış, planlanlamış, üzerine notlar alınmamış olan...
Diyelim dört gözle beklemediğiniz, hayalini kurmadığınız, çat kapı gelen, küt diye başınıza inen bazen en güzeldir.
Tutturuk çocuklar gibi miyiz neyiz? Galiba.
Hayrını, şerrini sormadan 'Hani bana, hani bana' der miyiz? Deriz.
Biz hep isteriz, üstelik hemen istemeyi marifet biliriz. Niye?
İştahlar pek kabarık be usta.
Bir kahvenin 40 yıl hatrı varsa, bir şarkının da 40 yıl hatrı olamaz mı? Mesela; Mazhar Alanson'un 'Benim Hâlâ Umudum Var'ı gibi bir şarkıysa o şarkının olur, hem de ne biçim olur.

AŞK SÜSSÜZ OLSUN!
Aşk ne olsun? Akla ilk gelen cevapla; dünyanın onun etrafında dönmesi olsun.
Başka ne olsun? Bence hiç soru sormamak olsun. Cevapsız kalınca diken üstünde hissetmemek olsun.
Koku olsun, teri sevmek olsun, sızlanmadan bekleyebilmek olsun.
Bir bardak çay, bir küçük simitle karnı doyan olsun.
Süssüz olsun aşk, sıfır makyaj olsun.
Sürpriz olsun. Haber vermeden çıkıp gelen olsun.
Gözünün içine bakmak olsun.
Gözlerinde var olmak ve yok olmak olsun. Mevsimi bahar olsun. Telaşsız olsun. Gürültüden uzak olsun.
Sustursun aşk.
Aşk rengarenk olsun. Uyanık olmasın saf olsun, biraz da çocuk olsun. "Peki şimdi ne olacak?" sorunsalından uzak olsun.
Duacı olsun. Şükürcü olsun.
Teşekkür eden olsun, aşk.
Kızmasın. Dırdırlanmasın. Araya reklam almasın.
Merak eden olsun aşk. Ilık ılık esen rüzgar olsun. Omzundaki şal olsun. Güzel olsun.

Hakan Bey,anlattığınız herşey için çok teşekkür ederim.
merve 7 Haziran 2011
#7
Teşekkürler Hahan bey yazınız çok güzel.Bende diyorumki gerçek olan koşulsuz sevgidir sadece sevgi.Sevgi gerçek olunca herşey sadeleşir ve aslında kendini en iyi bilen ve tanıyan kişinin kendisidir.İşte diyorsunuzya soru soruyorum evet yada hayır diyemiyorlar çünkü o kadar güçlü değiller.Çünkü bize öğretilenler bu.İçimize hapsolmuş sevgi dilenen köleleriz.Bir yudum sade(ce) sevgi...Kalpten gelen her zaman sade ve güzel olandır.Selam ve muhabbetle...
tan 11 Haziran 2011
#8
çok anlamlı bir yazı olmuş Hakan bey...
melek 11 Şubat 2012
#9
gerçekten ne durumdayım ve ne yapabilirim diye sorunca olay sadeleşıveriyor seçenekler beliriyor acaba bu mudur şu mudur niye neden demek aslında durumu zorlaştırıyor ve hiçbir işe de yaramıyor.emeğinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş...
suzan 29 Ocak 2013
Yorum ekle

Okuduğunuz yazıyı beğendiyseniz, uygulamaları da içeren üyelere özel yazıları okuyabilmek ve sitedeki güncellemelerden haberdar olmak için üye olabilirsiniz.