Bu bölümden sitemiz üyelerine sunduğum, bakış açınızı değiştirecek ve adım atmanızı sağlayacak ücretsiz içeriğe ulaşabilirsiniz.

Bu bölümde, Hayatınızı değiştirecek 50 güçlü soru dokümanı ve birçok uygulama içeren yazı bulunuyor.

Ayrıca sitemize üye olduğunuzda ayda birkaç kez gönderilen e-postalarla, yeni eklenen yazılardan da haberdar olabileceksiniz.

Sol menüden giriş formuna ulaşabilirsiniz!


Bu yazı, bize dizilerle ve filmlerle öğretilen "seviyorsan gerisini boşver" bakış açısını sorgulamanızı sağlıyor. Sevseniz dahi aklı da devreye alıp sağlıklı bir ilişki için nelere bakabileceğinizi size hatırlatıyor. İşyerine eleman alırken mülakat yapmak normal bulunurken, yaşamına alacağı kişiye soru sormak kaç kişinin aklına geliyor? Özellikle aşağıdaki soruları... Bu sorular bir ilişkinin başlangıcında veya evliliğe giden yolda önce kendinize, sonra da partnerinize sorabileceğiniz sorular. Mümkünse bu çalışmayı yazılı yapın. Benim favorilerim 5, 7 ve 9. sorular. 

Yeni biriyle mi görüşüyorsunuz? Randevunuza gittiğinizde bir amacınız olsun. Sohbet edip, o baştan çıkarıcı tatlılarınızı yerken, birbirinizin hayatı hakkındaki önemli detayları öğrendiğinize de emin olun. İşte partneriniz olacak kişi hakkında bilmeniz gereken 10 madde (Sorulması gereken birkaç güzel soru!)

1. İnanç ve Değerler Sistemi
Çiftlerin uyumlu, birbiriyle uyumlu değerlere sahip olması, sağlıklı bir ilişki için olmazsa olmazdır. Çocukluğunuzdan getirdiğiniz ve şu an sahip olduğunuz inançlar hakkında konuşun. Onun hayatta en çok değer verdiği şey ne? İbadet ediyor mu? Onun mutluluk anlayışı nedir? Zor kararlar verirken neleri göz önünde bulunduruyor?

2. Ailesinin Kökeni
Aileleriniz hakkında konuşun. O ailesine yakın mı? Abisinin hayattaki seçimlerine değer veriyor mu? Geniş aile ya da hâlihazırda var olan haliyle aile, bizim kim olduğumuz hakkında önemli bir rol oynar. Bazı insanlar ebeveynlerininki gibi bir aşk hikayesi isterken, bazısı ailelerinin yaptığı hatalardan kaçmak ister. Yetişme tarzlarımız hakkında konuşmak, partnerimizin dünya görüşü hakkında birçok şeyi ve onun sağlıklı bir ilişkiye nasıl baktığını anlamamızı sağlar.

3. Fiziksel Beklentiler
Eğer evlenmeden önce seks yapmaya hazırsanız, bunu partnerinize de söyleyin çünkü o bunun için evlenmeyi bekliyor olabilir. Biri diğerini reddetmeden önce fiziksel beklentiler açıkça konuşulmazsa, tuhaf şeyler olabilir. Her ne kadar bu tarz konuşmalar kulağa tuhaf gelse de, sınırlarınız hakkındaki pazarlığı önceden yapın. Bazı ilişkiler fiziksel iletişim hakkındaki farklı fikirleri kaldıramaz, bu yüzden bunları önceden ve hatta sıklıkla konuşun.

Anlamaya çalışmak, "sen - ben" yerine "biz"e geçmek, kafayı doğruya yanlışa takmayı bırakmak, gerçek sevgiye kendini açmak, karşı tarafın ihtiyaçlarını duymak... Barışçıl İletişim'i çok güzel özetleyen bir yazı bence bu. Paylaşmak istedim. Çocuklar Gülsün Diye blogundan aldım.

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?

- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.

- Ne oldu, nasıl oldu?

Aşağıdaki yazıyı Osho'nun Aşık Olmak kitabından aldım. Aşık olamayanlara, hâlâ aradığı ilişkiyi yaşayamayanlara 3 adımlık çok basit bir reçete veriyor. Kitaptan oldukça kısaltarak aldığım bu bölümü sizlerle de paylaşmak istedim.

İlk adım anne babandan kurtulmaktır. Ve bununla annene babana karşı saygısız ol demek istemiyorum, hayır. Bunu söyleyecek en son kişi benim. Fiziksel anlamda anne babandan kurtulman gerektiğini söylemiyorum, demek istediğim şey, içerideki anne baba seslerinden, içindeki programdan, içindeki kasetlerden kurtulman gerekiyor. Sil onları.

Aşağıdaki yazıyı Marilee Adams`ın Soruların Gücü kitabından aldım. Kitabın özünü anlatan Seçim Haritası`nı da kendisinin web sitesinden indirerek hem Türkçeleştirdim hem de Türkiye`ye uyarladım. Hangi soruları sorarak hayatımızı nereye doğru götürüyoruz, incelediğinizde çok iyi anlayacaksınız. Şemanın iki sayfadan oluştuğunu hatırlatmak isterim. Basıp başucunuza asabilirsiniz.

Seçim HaritasıHiç geriye dönüp, "Şu dakikadan önce yaşamım şöyleydi, ondan sonra böyle oldu" dediğiniz oldu mu? Kendi yaşamımda aynen böyle bir anda, bu kitabın ve Sorularla Düşünmek olarak adlandırdığım araç ve becerilerin tohumları atıldı. Yirmi yıldan uzun bir zaman sonra, o anı hâlâ şükranla hatırlıyorum. O andan esinlenen çalışma, yalnız benim yaşamımı değil, başka bir sürü insanın yaşamını da etkiledi. Yaşam değiştiren o anın hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dün gibi hatırımda. Doktora danışmanımla telefonda görüşüyordum. Çok önem verdiğim bir çalışmayla ilgili görüşlerini bekliyordum. Nefesimi tutmuş, büyük övgüler bekliyordum. Onun yerine danışmanımın "Marilee, bu kabul edilebilir değil" dediğini duydum.

Midem allak bullak oldu. Doğru mu duymuştum? O günlerde, eleştirel yorumlar karşısında gözyaşları içerisinde kalıyordum. Yıllardan beri kendi iç eleştirilerimi susturmaya, kendime karşı daha hoşgörülü olmaya uğraşıyordum. Biraz ilerleme kaydetmiş olmama rağmen elimde çabalarımın işe yaradığını gösteren önemli bir kanıt yoktu. O an, mucizeye benzer bir şey oldu.

Aşağıdaki yazıyı çok sevdiğim kitaplardan biri olan Tanrılar Okulu’ndan aldım. Sorunun hep dışarıda olduğuna kendini ve etrafındakileri ikna etmeye çalışanlara harika bir kaynak. Yüzleşmenin harika bir başlangıcı!

“Alo, ben kimim?”

Gün daha sabahın köründen tırısa kalkmıştı. Samia’daki evin terasında daha şimdiden birçok farklı telefon görüşmesi yapmıştım. Olayların baskısı altında bunalıp içeriklerine göre görüşmelerin heyecanıyla sağa sola emirler verip sesimi yükselttiğim, kızdığım ve hatta birkaç kez kendimi kaybedip öfkelendiğim bu sürede, Dreamer yanı başımda durup beni sessizce seyretti.

Kendilerine her şeyin yüzlerce defa tekrarlanması gereken bir beceriksizler takımını yönetmek gibi nankör bir görevden dolayı böyle didiniyordum. İnsanlar nasıl bu kadar kalın kafalı olabiliyor, çok basit ve net bir talimatı bile nasıl böyle yanlış anlayabiliyorlardı? Arada bir dönüp Dreamer’a bakıyor, sabahtan beri yaptığım yığınla iş nedeniyle bana başıyla vereceği bir destekleme işaretini almak veya bana katıldığını gösteren bir bakışını yakalamak için aranıyordum.

Ben hâlâ uzun bir telefon görüşmesinin son diyaloglarını tamamlamak üzereyken, Dreamer beni şaşkınlığa düşürerek, “Telefonu açtığında ‘Alo, kim o?’ diye değil, ‘Alo, ben kimim?’ diye yanıtlamalısın” dedi. Söylediğini tam anlayamadığımı sandım. Bunları, özellikle önemli bir şey aktaracağı, yani yaptığım her şeyi olduğu gibi bırakıp sözlerine kulak kesilmem gereken zamanlarda hep yaptığı gibi fısıltıyla söylemişti. Hemen hazır ola geçtim. Tek bakışım, Dreamer’ın çoktan acımasız bir yırtıcıya dönüştüğünü anlamama yetti. Bir yandan damarlarıma yüksek dozda adrenalin pompalandığını hissederken, öte yandan omurgamdan aşağı soğuk bir ürperti indi. Toparlayabildiğim tüm sükûnetimle az önce söylediklerini tekrar etmesini istedim; ama sesim büyüyen bir korkuyla çoktan çatlamıştı.

Aşağıdaki alıştırmaları Louise Hay'in Düşünce Gücüyle Tedavi kitabından aldım. Kırgınlıkları gidermek ve bağışlamak için ideal alıştırmalar. Bu alıştırmalar koçlukla doğrudan ilişkili olmasa da aşağıdaki çalışmalardan ben çok faydalandım. Hepsi, yol alabilmek ve içimizdeki olumsuz duygulardan arınmak için harika birer araç.

Alıştırma: Kırgınlıkları Yok Etmek

Kırgınlıklarımızı yok etmek için daima etkili olmuş eski bir Emmet Fox alıştırması var. Fox sessizce oturmanızı, gözlerinizi kapamanızı, zihninizi ve bedeninizi gevşetmenizi salık veriyor. Sonra da karartılmış bir tiyatroda, küçük bir sahnenin önünde oturduğunuzu zihninizde canlandırın. En çok kırgınlık duyduğunuz kişiyi sahneye koyun. Geçmişte, şu anda, yaşayan veya ölmüş bir kişi olabilir. Bu kişiyi net bir şekilde görebildiğiniz anda, onu istediği şeyleri gerçekleştirmiş, mutluluktan yüzü gülen biri olarak hayal edin.

Bu yazıyı bir önceki gibi koç Simona Rich'in sitesinden alıp çevirdim. İçinde paraya bakış açınızı değiştirecek, bereketi hayatınıza çekecek kolay uygulanabilir 11 ayrı teknik var. Kolay gelsin!

Para akışınızın neden tıkandığı ile ilgili birçok neden olabilir.

Bu yazıda bereketin size akmasını durduran şeyin ne olduğunu ve artan yüksek miktarlardaki parayı almaya nasıl açık olabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

1. Parayla ilgili engelleyen inançlarınızı tanımlayın
Eğer paranın hayatınıza serbestçe akmasına izin vermiyorsanız, bu her zaman parayla ilgili engelleyen inançlarınız olduğu anlamına gelir.

Bilinçaltınıza ailenizden ve öğretmenlerinizden sıkça tekrar edilmiş kalıpları alırsınız ve böylece bunlar inanca dönüşürler.

Bu yazı, bugüne kadar para ile ilgili kısıtlayan inançlarımızı keşfetmeniz konusunda karşıma çıkan en iyi yazı. Yazarı, Litvanyalı genç bir koç Simona Rich. Bu kadar kolay anlaşılır ve uygulanır egzersizleri bize sunduğu için kendisine çok teşekkür ederim.

Zengin değilseniz para ile ilgili bazı kısıtlayan inançlar tutuyorsunuz.

Bu yazıda sizlere para ile ilgili inançlarınızı sınamanızı ve paranın serbest akışıyla ilgili sizi nelerin engellediği anlamanız için birkaç önemli yol anlatacağım.

Anlatacağım teori, onu uygulamaya geçirmenizi gerektirecek. Eğer anlatılan adımları dürüstçe uygulamaya koyarsanız sizi zengin olmaktan alıkoyan inançlarınızı ortaya çıkaracaksınız.

Eğer bazı adımlar sizi rahatsız ederse (düşünürken veya yaparken) bu paraya karşı kuvvetli bir direnciniz olduğunu gösterir.

Aşağıdaki yazı dünyanın en zengin adamlarından İngiltere'nin Sir ünvanlı Richard Branson'ın yaşamını anlatıyor. Birçok kişi için engel ya da sorun diye algılanabilecek şeyleri nasıl fırsat olarak görüp hayatına uyarladığını aşağıda okuyabilirsiniz. Yazıyı Fikir Atölyesi web sitesinin sahibi Tunç Kılınç'tan kısaltarak aldım, kendisine çok teşekkür ederim. Hayata daha farklı bakmanızı sağlayacağını düşündüğüm bir yazı...

Ölmeden önce bir gün “Virgin‘in, dünyada en büyük değil ama ‘en çok saygı duyulan’ markası olduğunu görmek” gibi bir iş vizyonunuz olacak. Öldükten sonra ise, kendisi için “hayatı dolu dolu yaşadı ve insanların yaşamlarında fark yarattı” denmesini hedefleyecek bir kişisel vizyonunuz…

“Biz ilk günden beri hayal ediyor ve hayallerimizi gerçekleştirmek için çalışıyoruz” diyen, son 35 yılın bu en vizyoner girişimcisinin adı; Richard Branson. Time dergisine göre 2007 yılında dünyamızı şekillendiren, en etkili 100 kişisinden biri.

Çünkü bazıları “neden” derken o, “neden olmasın” diyenlerden.

Aşağıdaki meditasyonunu yıllar önce öğretmenim Bilge`den öğrenmiştim ve 1,5 yıl boyunca her 15 günde bir uygulamıştım. Birkaç gün önce Yaşam Koçu Füsun Paşa`nın gönderdiği mektupta karşıma çıktı. Bu meditasyon çok şifalıdır. Denemenizi öneririm.

Kendi içimizdeki çocuğu serbest bırakıp onunla birlikte hareket edersek başkalarının değil onun ne istediğine kulak verirsek bir çocuğu nasıl mutlu edecek bir şey yaptığınızda yüzü gülerse mutlu olursa, sizin de yüzünüz aynı şekilde keyifle gülecektir. Bu gülücük sahte değil içinizdeki çocuğun gülümsemesi, gerçeğiniz, size huzur ve keyif veren bir gülümseme olacaktır. İçimizdeki çocukla buluştuğumuzda kendimiz olma armağanını tekrar elde etmiş olacağız.

Şimdi size bu buluşma için danışanlarıma da uyguladığım küçük bir meditasyon önerebilirim.
İsterseniz bunu bir kayıt cihazına okuyarak kaydedin ve oradan dinleyerek yapın.

Aşağıdaki yazıyı zaman zaman önerdiğim Aykut Oğut'un Evrenden Torpilim Var kitabından aldım. Bir işi yaparken onu ana hatlarıyla nasıl programlayabileceğinizi, boyunuzu aşan kısımlarını da evrene havale ederek onunla işbirliği içinde nasıl çalışabileceğinizi anlatıyor.

Bu konular üzerinde çalışırken yazıp çizmeyi, yani daha elle tutulur egzersizleri seviyorsanız, işte tam size göre bir tane. Bu egzersizi iki ayrı kaynaktan öğrendim. Hocam Mike Dooley “piramit” şeklinde verir genelde bu egzersizi ve Abraham Hicks doğrudan “işleri asistanınıza” yüklemekten bahseder. Ben de piramitle asistanı birleştirerek veriyorum.

Diyelim olmasını istediğiniz bir hayaliniz var. İlişki, iş, para, öğrenmek istediğiniz bir şey. Her ne ise, ama şu anki imkânlarınızla nasıl altından kalkacağınızı bilmiyorsunuz. Bir şekilde kendinizi KISITLANMIŞ hissediyorsunuz. Hemen işlerin bir kısmını asistanınıza, Evren’e yükleyin.

Bu egzersizle son derece kısa sürede harika sonuçlar elde ettim. Hatta en iyisi size kendi örneğimi verip, uygulamasını öyle göstereyim.

30 yılı aşkın bir süredir Evlilik Danışmanlığı yapan Dr. Gary Chapman'ın yazdığı 5 Sevgi Dili adlı kitaptan uzun zamandır alıntı yapmak istiyordum. Bu sefer ben fazla yorum yapmayayım, kitabın arka kapağından aldığım aşağıdaki paragraf, kitabın içinden seçtiğim bölümler ve orijinal siteden çevirdiğim paragraflar konuşsun...

Eğer sevginizi eşinizin anlamadığı bir dilde ifade ediyorsanız, ona sevgi gösterdiğinizi hiç fark etmeyecektir. Sorun iki ayrı dilde konuşmanızdadır. Belki kocanız cesaret verici sözler duymak istiyor ama siz bir akşam yemeği yemenin onu neşelendireceğini düşünüyorsunuz. O kendisini kötü hissetmeye devam ederken siz hayrete düşüyorsunuz. Veya, belki de eşiniz, çocuklardan ve televizyondan uzakta sizinle beraber olmayı çok arzuluyor. Hediye ettiğiniz çiçek de ona değer verdiğinizi anlatmıyor... Beş sevgi diliyle eşinize sevginizi etkili bir şekilde gösterip karşılığında gerçek sevgiyi bulmayı öğreneceksiniz.

Barışçıl İletişim, Psikolog Dr. Marshall Rosenberg'in yaklaşık 50 yıldır, dünyanın birçok ülkesinde okullar açarak öğrettiği bir iletişim tekniği. Bu teknik sayesinde, konuşurken duygu ve ihtiyaçlarımı ifade ederek hayatımda neleri değiştirebileceğimi gördüm. İçindeki prensiplerden sadece aklınızda kalanları bile uygulasanız ciddi sonuçlar alacağınızı şimdiden söyleyebilirim. Aşağıdaki yazı Barışçıl İletişim'i çok güzel özetliyor. Çeviri için arkadaşım Seray Okan'a teşekkürler.

Barışçıl İletişim sayesinde şimdiye kadar birçok evlilik kurtarılmış, ebeveynler çocuklarıyla yeniden ilişki kurabilir hale gelmiş, okullar ve enstitüler ise işlevlerini çok daha iyi yerine getirir hale gelmişlerdir. Saldırgan kişilerin öfkeye odaklanmasını ortadan kaldırdığı için tecavüzlerin ve cinayetlerin bile bu sayede engellendiği söylenebilir. Hem Amerika’da bir çok şehirde hem de dünyanın dört bir yanında şimdilerde Barışçıl İletişim çalışma grupları oluşturulmuş durumdadır.

BARIŞÇIL İLETİŞİMİN İLKELERİ
Barışçıl İletişim şu manevi ilkeleri temel alır:

1) Herkes kendi yaşamından sorumludur. Bu, kişinin duygularıyla, sözleriyle ve eylemleriyle ilgili sorumluluğu başkalarına yüklemek yerine kendilerinin üstlenmesi anlamına gelir. Aynı şekilde kişi, başkalarının duygularıyla, düşünceleriyle ya da hareketleriyle ilgili sorumluluğu hiç bir zaman kendi üstüne almamalıdır çünkü bu onun sorumluluğu değildir.

Bir süredir "Hakan Bey, biz sizin kadar şanslı değiliz" diye e-postalar alıyorum. Bu şansı ömrüm boyunca çalışarak yarattığımı, bazı şeyleri -sunulan şey hoş göründüğü anda bile- reddederek içimdeki sesi dinleyen seçimler yaptığımı anlatmaya çalışıyorum. Internet'te bu konuda araştırma yaparken şans ve şanssızlık üzerine 10 yıldır deneyler yapan psikoloji profesörü Richard Wiseman`ın sitesine rastladım. Aşağıdaki yazının bir kısmı daha önce Türkçe'ye çevrilmiş. Ben de kendisinin sitesindeki etkileyici örnekleri çevirerek yazıya ilaveler yaptım. Özellikle şanssız olduğunu düşünenlerin okumasını öneririm.

Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz? Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor. "10 yıl önce, şansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştugunu merak ediyordum. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim.

Yüzlerce erkek ve kadın, araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yaptım; yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım. Sonuçlar gösterdi ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde etkiliyor.

Aşağıdaki yazıyı ilkokuldayken dedeme ait 1973 yılı baskılı Bütün Dünya dergisinde okumuştum. Olayları iyi ya da kötü diye ayırmak yerine, geleni bir bütün olarak kabul etmeyi ne güzel anlatıyor. Bu yazının; geçmişin tek bir olayında takılıp kalan ve o olayın bütünün içinde nasıl bir yeri doldurduğunu göremeyen herkesin ufkunu açması dileğiyle.

Günün birinde Çinli bir çiftçi ahırının kapısını açık bularak biricik atının yok olduğunu gördü. Onun bu kaybını haber alan dostları az sonra onu teselliye geldiler. "Ah, senin için ne felaket" diye sızlandılar. Ama filozof ruhlu olan Çinli: "Belli olmaz. Belki de böylesi daha hayırlıdır" dedi.

Ertesi gün, kaybolan at, peşi sıra bir kısrak olduğu halde çıkageldi. Çinlinin dostları bu sefer "Bu ne kısmet! Şimdi iki ata sahipsin" diye ona imrendiler. Ama Çinli sadece "Belli olmaz. Belki hiç de hayırlı değildir" dedi.